28 Aralık 2008 Pazar

Sunshine


Ağabeyimin film zevkine güvenirim, bana bulaştırdığı iyi bir görsel unsur beğenisi vardır, bana en sağlam abilik (ağabey yazamıcan her seferinde, başlarım imlasına) yaptığı konulardan biri de budur zaten; evde cayır cayır kotasız internet veri akışından, divxplanet linki ve eMule evliliği sayesinde indirdiğim filmlerden faydalanmak için arada 5-10 filmlik listeler eve gelir ya da e-mail atar, ben de zevkine güvendiğim için genelde indirirm bunları, gerçi %20'lik bir hata payı ile küçücük memeli çirkin ve zayıf kadınların göründüğü, fela fellir (şu an uydurdum, panik yok) gibi sigara içilen eski apartmanlarda geçen s.kimsonik bağımsız Avrupa filmleri çıkabilse de, genel durum itibariyle mümkün mertebe güzel filmler çıkmaktadır.

İşte bu filmlerden birisi de Sunshine...

Anladığım kadarıyla kendi ekibiyle çalışan kaliteli yönetmenlerden olan Danny Boyle, daha önce Shallow Grave, Trainspotting, The Beach ve 28 Days Later'ı çekmiş ve beğeni kazanmıştı. Kendi ekibi dedik çünkü senaristi, yapımcısı ve müzikleri (ki John Murphy'i soundtrack konusunda çoğu kişi bilmektedir artık) çoğunlukla aynı isimler...

Neyse çok geçmeden filme geçeyim, geçenlerde bir gece oturup izledim ve tek kelime ile hayran kaldım, izlediğim en harika bilim-kurgu filmi olan Event Horizon'ı çok anımsattı bu film, çünkü içinde bol bol 'deep space' ve tanrı-insan, mantık-inanç arasında gidip gelen bir senaryo barındırmakta.

Filmin konusu 2030'lu yıllarda güneşin gücü yavaş yavaş azalmakta ve dünya, buzul çağına yeniden geri dönmektedir (sanki bir önceki gördük, mınakii). Bunun üzerine dünyadaki tüm nükleer madenlerin tamamı kullanılarak yapılan ve teoride güneşi tekrar canlandırabilecek tazyikte olan bir atom bombasıyla güneşe doğru yola çıkan 8 astronot-bilim adamının hikayesini anlatmakta. Müzikler, görüntüler, mekanlar, setler, kostümler (uzay kıyafetinden bulsam 7/24 giyerim Allah'ıma), en önemlisi içinde barındırdığı fikirler ve teknolojik ayrıntıların gerçekçiliği hiç de olmayacak bir olaymış gibi göstermiyor, inandırıcılık katıyor, filmlerdeki dünyanın sonu saçmalığından sıyırıp her karakterin kendileriyle ve birbirleriyle etkileşimini yansıtıyor, bitince ağzınızda tat bırakıyor.

Oyuncu kadrosu da çok sağlam, hiç gerçek isimlerini kullanıp artizlik yapmıcam, direk giriyorum; 28 Days Later'da başroldeki ve yeni Batman serisinde milleti gazla korkutan mavi badem gözlü çocuk, 28 Weeks Later'daki güzel bayan asker, Last Samurai'deki sinirli ve sayko samuray, Kaplan ve Ejderya'daki aşmış olgunluktaki orta yaşlı abla (biraz kilo alıp, Sezen Aksu'ya Sezen dese tam olacak), Fantastik Dörtlü'deki yanan ve uçan ibiş ki herifi bu filmle çok tuttum... Zaten 8 astronot var, filmde de 9 oyuncu var, hehehehe...

İndirip izlemiceniz adiler, biliyorum ama gene de çok tavsiye ediyorum; bari birkaç kendi aldığım screenshot koyayım da, belki etkilenirsiniz falan...



hidden track: ''sevin onu, okşayın, çiçek alın, kadınlar çiçektir çünkü, şımartın, şımarırsa vurun ağzına...''

4 yorum:

sarunas jasikevicius dedi ki...

şiddetle tavsiye wall-e ve gran torino.. gran torino'da clint eastwood delikanlılığın kitabını tekrar yazıyor..

beraber izlesek keyfinden yenmez...

Hayzanki dedi ki...

git kendi blog'una yaz ulen reklamını, sen benim tavsiyelerimi izlemiyon, fuckin'ass hole...

Canır dedi ki...

abi o kadar bilim kurgu sevmeme ragmen duymamişim bu filmi.indiremde izliyem.sagol muhtelif-i nuktedan ekibi, sağol serhat.

noranıngemisi dedi ki...

Avrupa sinemasına laf edenin Sezercik Yavrum Benim' veririm.