8 Aralık 2008 Pazartesi

gece tıkınması...

her bayram olduğu gibi eve zibil gibi yağan misafirler için, biricik anne gene akşamdan hazır etti tüm yemekleri, pastayı, böreği falan ve sabah bayram namazına gidecek olan ve evdeki en büyük yırtıcı ve avcı olan oğlunun mışıl mışıl uyuduğunu zannederek uykusuna daldı an itibariyle (pazartesi sabahı 01:55) ...



ancak yanıldığı bir nokta vardı; mutlu yuvasındaki besin zincirinin en üstündeki güçlü ve atik avcı uyumuyordu ve koridorun en ucundaki yuvasının ağzında avlanmak için bekliyordu; anne uyur uyumaz gecenin karanlığından bile sessizce ve usulca süzüldü mutfağa; demlenmesi için bırakılan ve biraz sonra ölümün sıcak ve beklerken sigara içmiş nefesini tadacaklarından habersiz enginar dolması, yaprak ve lahana sarmasının yanında beliriverdi, işini sağlama almak için ışığı bile açmadı, evdeki her sese uyanan muhabbet kuşu 'Yakup' bile duymamıştı bu yağmacının içindeki vahşi hislerin dışarıya çıkarttığı hayvansal hırlamaları...



Başına geleceklerden habersiz dedik ancak bu evde vakt-i zamanında can vermiş tüm gıdalar gibi, güçlü avcının en sevdiği avlardan olan yaprak sarması bile kaçınılmaz son ile karşılaşacağını bilmekteydi; belki bir iç güdü, belki yan tenceredeki lahana sarmasından gelen sonradan edinilmiş bilgi, bunu bilemeyiz ama ister pişer pişmez gizlice, ister misafir evdeyken (*) ister de misafirden sonra tabaklarda yarım bırakılmış halde bile olsalar avcı tarafından icablarına bakılacaktı...



Demlenme prosesinde temel fizikten yararlanmak için serin balkona bırakılmış, üzerindeki ağırlık ve ters çevrilmiş tabak ile kısmi basınç içinde yavaşça azalan sıcaklık ile hem tazeliği muhafaza edilen hem de kendi suyu ve sıcağı içinde kıvamı ve tadından birşey kaybetmeyerek, halk arasındaki deyim ile 'ağızda dağılıyor' seviyesine yükselmekte olan yaprak sarmaları, seçkin bayram ziyaretçilerinin ağızlarını tatlandıracaklarını düşünürken, açılan bir tencere kapağının sesi, artan bir serinlik ve ışık fark ettiler, en sonunda ise üzerlerindeki ters tabak kalktı ve onu gördüler; ''aman Allah'ım'' dedi içlerinden bir tanesi, 'bizi buldu...'' lafına devam edemedi, hepsi birden üzerinden sanki hiç çıkarmadığını düşündükleri eski siyah tişörtüne ve hiç yakışmamış olan kısa saçlarına bakakaldılar, kelimeler kifayetsizdi, hisler kifayetsizdi, lanet olsun düşünceler bile kifayetsizdi artık; tıpkı ölüme, ona gülümseyebilecek kadar yaklaşmış bir mangal sonrası soğumasın diye kapalı tutulan bir köfte gibi hissettiler, efsanelerdeki kahramanlık marşlarına inanmaya başladılar, bahsi geçen güçlü avcı bir arkadaşında kaldığı, akşam yemeğine gelmedi ve yenilmedi diye dolapta 3 gün bekleyerek çöpe atılarak özgürlüğünü kazanan lahana sarmaları gibi mutsuz ama uzun bir hayat süremeyeceklerdi, onlar avcıdan kaçamamışlardı...

Son hissettikleri şey, ''ölümün, beklerken sigara içmiş sıcak nefesiydi...''

--- O ---


o değil de, ne acıkmışım be bilader...

5 yorum:

NYN dedi ki...

euheuhdeuhdeuh süfer olmuş lan, okurken canım çekti mına ki:)

Hayzanki dedi ki...

sağol kanka da siz de bişiler yazın, sıkıyor blog olayı kendin yazınca...

O.E.M dedi ki...

belgesel gibi olmus yav okurken kitlendim

meloğ the deli goril dedi ki...

aç herif azcık kuşa da vereydin!!bebiim nası da duruo kollarında maminin.Delirince kafayı yukarı aşşa sallıolar ya ben o ana hayranım azizim.Ayrıca lahana sarması severm bi kere yerken bouluyodum ama olsun hayla yerim..usanmaz,arlanmaz,haylazın tekiyim..

merfee dedi ki...

ne güzel annatmışsın seryat yaa,ağzımın suyu aktı.dolaptaki sarmaları yemeğe gidiyom ben=)